21-09-21
Kayseri, Türkiye
Kayseri Büyükşehir Belediyesi
4750 m²
Ara Güler
(Usta, P. (2017). Ara GÜLER ile RÖPORTAJ.)
Görülen odur ki Mimar Sinan adına tasarlanacak bir mekanda, ancak ve ancak kullanıcı ile Sinan arasında arabuluculuk görevi üstlenebilecek bir yüzey/fon oluşturabilir.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Kayseri’de, Erciyes Dağı’nın eteklerinde konumlanan tasarım; tarihi köklerinden, bağlamından ve Büyük Usta Mimar Sinan’dan beslenerek, kentliye yeni ve çağdaş bir odak olmayı hedeflemiştir.
Bu amaç doğrultusunda yapı, Ustanın kendisi ile yarışacak bir mimari öge olmaktan çok kentlinin Sinan ile kurduğu bağlantıyı arttıracak naiflikte bir FON (arkaplan) oluşturmaktadır. Yapı, deneyimi süresince kimi zaman Mimar Sinan’a ve eserlerine, kimi zaman ise kullanıcıya bu fonu oluşturarak, kullanıcıyı bu deneyim sürecinde pasif rolden etken bir role büründürüyor.
Bu kurgular yapıda kendini fon oluşturacak yüzeylere yani duvarlara dönüştürüyor. Bu duvarların takibi doğrultusunda önerilen yapısal patika, kullanıcıyı peyzajda Kayseri Tarihi ile başlattığı yolculukta, içeride Mimar Sinan’ın hayatına/eserlerine ortak edip sonunda terasta Ustanın en büyük esin kaynaklarından olan Erciyes Dağı ile baş başa bırakıp, yapıdan öyle uğurluyor.
Tasarım, mevcutta yoğun bir programa sahip olan kent parkının yanında, içine dönükyapısıyla kullanıcı ile mekan arasındaki bağı arttırıp, Usta’ya duyulan minneti aktarmayı hedeflemektedir. Tasarım kurgusu ve duvarlardaki(yüzeydeki) yarıklar(boşluklar) sayesinde kullanıcının iç ve dış mekanlar arasındaki duyusal iletişimi korumaya devam ederken kullanıcıyı çevreden yalıtarak, kullanıcının biraz kendisine biraz mekana ve en önemlisi Usta’ya dönmesini sağlıyor. Tasarlanan tüm fiziksel ögelerin duyusal algılara dönüşmesi ve kullanıcının mekan ‘hissi’ni yeniden ele alması hedeflenmiştir.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
1. Ödül, Ulusal Yarışma
09–08-2020
İzmir, Türkiye
İzmir Büyükşehir Belediyesi
180.000 m²
“Agora, kent meydanı, çarşı, toplanılan yer.”
Ulaşım yapıları üstlendikleri rol gereği, şehirlerin simgesi konumundadır. Şehre gelenin şehirle karşılaştığı ilk nokta iken gidenin ise şehirle vedalaştığı son noktalardır. Diğer yandan ise kentlinin, kent ile buluşma noktalarından biridir; Agora’lar gibi. Yapının tasarımı, ihtiyaçlar doğrultusunda, alışılagelmiş otogarların aksine İzmir’in tarihsel kimliğinden beslenen çağdaş bakış açısını benimseyip, kent hayatına kazandırılacak yeni bir buluşma noktası yaratma fikri üzerine kurgulandı.
Transfer merkezi kent için bir vaha niteliğindedir. Gelen-giden-bekleyen tüm insanlar için burada olmak rahatlatıcı kendilerini evlerinde hissetmeleri peyzaj tasarımının ana motivasyonudur. Yersizden yere dönüşümün ana unsuru Ege’nin kadim ağacı Zeytin(olea europea) dır. Bu nedenledir ki transfer merkezinin çeperleri birer zeytinlik olarak tasarlanmıştır. Gri Yeşil bir bulutun yapıyı kuşatması, mimariyi neredeyse sunması, ona bir zemin/fon oluşturması tarafımızca oldukça brütal bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte bu bildiklik ve insanla kurulan samimi ölçek ve olağan dışı hiçbir şeyin kullanıcı algısını manipüle etmemesi de peyzajın mimariye mimarinin de peyzaja dönüşmesini sağlamaktadır. Bu coğrafi sadakat yerin sesine kulak vermek bir anlamda tasarımın da mottosu olmuştur. Böylelikle insana açılan yapı ile erişim sorunsalına cevap aramak, insan ölçeğinde serinlemiş hava ile hareket yapının için de de süren dış ve yeşil iç içe geçmiş, birbirini reddetmeyen, rakip olmayan olağan bir atmosferin tüm kullanıcılara serayet etmesi sağlanmıştır.
Bölgenin hali hazırda duyduğu kamusal alan ihtiyacını karşılamak ve kentli ile yapı arasındaki bağı arttırıp, kentliye yeni bir yaşam alanı oluşturmak adına tasarımda kamusallık kavramı ön plana çıkartılmıştır. Bu bağlamda tüm araç-peron sirkülasyonu tek bir katta çözülüp, bu mekanların üst kotu tamamen kamusal bir peyzaja ayrılmıştır. Yapının terası ise yine kullanıcılara açık ve şehre farklı bir kottan ortak olma imkanı sağlaması için açık teras olarak tanımlanmıştır. Bu alana farklı program ve işlevler (konser alanları, festival alanı, pazar alanı, çocuk oyun alanı, koşu parkuru, bisiklet rotası, açık hava sineması vb.) tanımlanarak kullanıcıya çeşitli deneyimler sunmak hedeflenmiştir. Belli aralıklarla “Zeytin Festivali”, “Zeytin Toplama Şenliği” vb. etkinlikler düzenlenip, halk ile yapı arasında bağın daha da güçlenmesi hedeflenmiştir. Zeytin ağaçları peyzajın ana karakterini oluştururken, yürüyüş yollarının kenarlarına eklenen Albizia Ombrella ağacının şemsiyevari yapısıyla kullanıcılara doğal bir gölgelik sunulmak istenmiştir.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
4. Mansiyon Ödülü, Ulusal Yarışma
12-08-26
Muğla, Türkiye
Muğla Büyükşehir Belediyesi
3848 m
Proje alanı, çok katmanlı tarihsel ve kültürel yapısıyla kentsel belleğin yalnızca anıtsal yapılarda değil; sokak dokusu, parsel düzeni ve gündelik yaşam rutinlerinde okunabildiği Muğla’da yer almaktadır. Antik dönemden başlayıp günümüze uzanan süreklilik, Muğla’yı tüm bu dönemlerin mekânsal izlerini taşıyan bir kent haline getirmiştir. Geleneksel konut dokusu, dar ve kıvrımlı sokakları, avlu ilişkileri ve ticari merkezleriyle kent, tekil yapıların ötesinde bütüncül bir kültürel peyzaj niteliğindedir.
Proje alanı bu katmanlı yapının tam merkezinde, kent belleğinde gü.lü karşılıkları bulunan yapıların komşuluğunda yer almaktadır. Önerilen projenin yalnızca kendi sınırları dahilinde değil, çevresindeki tarihî ve kamusal ilişkiler bütünü içerisinde değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle alanın temel potansiyeli, geçmiş ile günümüz kent yaşamının karşılaştığı bir eşik olmasında
görülmektedir. Burada korunması gereken yalnızca tarihî yapıların fiziksel varlığı değil, bu yapıların oluşturduğu kentsel ilişkiler ve bellektir. Bu doğrultuda yeni yapının tarihî çevreyle ilişki kuran, onun sürekliliğini çağdaş bir kamusal yaşam üzerinden sürdüren yeni bir katman olarak ele alınması gerektiği düşünülmüştür.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
Konsept, Ulusal Yarışma
16-04-26
Ankara, Türkiye
Keçiören Belediyesi
20.000 m
Tasarım, bu kolektif ve bedensel hafızayı bir “hareket arşivi” olarak ele alır. Amaç alanda biriken kas hafızasını güncel kentsel yaşama aktararak yeniden yorumlamak ve kentlinin alanla kurduğu ‘semtlilik hissiyatını’ gü.lendirmektir. Belleği temsil etmek değil; onu yeniden eyleme/hisse dönüştürmek…
Bir dönem kentlinin belleğinde önemli bir yer edinmiş olan Fatih Stadyumu,, bugün aktif kullanımını yitirmiştir. Alan erişilebilirliğini ve kamusal karakterini yitirmiş, çevre istinat duvarları ve korkulukları ile neredeyse bölge içerisinde bir ‘duvar’a d.nüşmüştür. Stadın işlevini yitirmesi sonrası ortaya çıkan kullanım senaryoları (panayır, fuar, iftar çadırı vs.) alanın potansiyelini açığa çıkaran önemli veriler olarak değerlendirilmiş; tasarım bu çok katmanlı kullanım pratikleri üzerinden geliştirilmiştir.
Proje alanı, bölge ve çevresinde artan ‘yoğun’ kentsel d.nüşüm nedeni ile de bölgede önemli “ara mekan” rolü üstlenmektedir. Bu evrede kentliye erişilebilir, kapsayıcı ve ait hissedebilecekleri bir “durak” önerme fikri tasarımın önemli girdilerinden olmuştur. Önerinin yalnızca proje alanı ile sınırlı kalmaması; mahalle ve ilçe ölçeğinde ilişkiler kuran bir kentsel stratejiye d.nüşmesi hedeflenmiştir. Üst ölçekte bölge kamusal alanları incelenmiş, önerilen programların ilçenin kamusal karakterini zenginleştirmesi amaçlanmıştır. Alanla ilişkili cadde kesitleri yeniden ele alınmış, yaya öncelikli ulaşımı destekleyen ve kamusal sürekliliği ve mahalle ticari hayatını gü.lendiren öneriler geliştirilmiştir. Kuzeydeki yeşil alan ile kurulan süreklilik projeyi daha geniş bir kentsel peyzaj haline getirmiş böylece tasarım, çevresiyle birlikte işleyen bir kentsel sistemin parçası olmuştur.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
Konsept, Ulusal Yarışma
21-04-25
İstanbul, Türkiye
İstanbul Büyükşehir Belediyesi
55.700 m²
” Italo Calvino – Görünmez Kentler
Belediye kavramı, yerel yönetim birimi olarak halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hizmet veren bir yapıyı ifade etmektedir. Belediyenin temel işlevi, halkın yaşam kalitesini iyileştirmek, toplumsal düzeni sağlamak ve çeşitli kamu hizmetlerini sunmaktır. Belediyeler, halktan bağımsız bir yapı değildir; aksine, halkın kendisidir. Dolayısıyla, belediyenin her düzeydeki hizmeti, halkın gereksinimlerine uygun şekilde düzenlenmeli, erişilebilir ve şeffaf olmalıdır.
Tasarım kararımızda Kadıköy Belediye Hizmet Binası ve çevresinin günümüzde belediye yapısı ile halk/sokak arasında çizdiği keskin hat/sınır çıkış noktamız oldu. Ağır betonarme duvarlar, görebildiğimiz, ihtiyacımız olan ancak deneyimleyemediğimiz yeşil bir doku… Alanı, yapıyı her deneyimleyişimizde bu keskin sınırın, asli görevi halka hizmet etmek olan ‘belediye’ kavramıyla arasındaki zıtlığı tartıştık. Bu doğrultuda tasarımın çıkış noktası, yapının ve çevresinin halka/kullanıcıya doğası gereği her bir noktasıyla hizmet edebilecek, şeffaf, ulaşılabilir ve insan odaklı bir kurguda olmasıydı.
Kadıköy’ün tarihini, bireylerin bölge deneyimlerini araştırdığımızda, çayır kültürünün hafızalardaki gücüne tanıklık ettik. Bölgede yer alan çayırlar, Kurbağalıdere ile birlikte zamanın sosyal ve kültürel odak noktalarını oluşturmuştur. Bölgede yeşile ulaşmanın kullanıcı için bir ihtiyaç değil, kullanıcının bir normali olduğu o zamanlardan, kentte yeşili aradığımız günlere olan dramatik değişim tasarımda önemli rol oynadı. Kadıköy Belediyesi Hizmet Binası tasarımı, kentin yitirdiği çayır dokusundan ilham alarak geçmişle bağ kurarken geleceğin kamusal yaşam biçimlerine referans veren esnek, ulaşılabilir, şeffaf bir kurguda şekillendi. Tasarımın her bir noktasıyla kent(liy)e hizmet eden bir sosyal merkez olması hedeflendi.
Kentin çayırdan betona, boşluktan doluya dönüştüğü bu dramatik değişimi kent ölçeğinde inceledik. Kentin günümüzdeki dokusunu zemin katta sürdürerek bu dramatik değişimin iki uç noktasını da yapıda hissettirmeyi hedefledik. Bu doğrultuda zemin katta konumlandırdığımız parçalı birimleri şeffaf, geçirgen koridorlar ile birbirine ve çayıra bağlayarak, kullanıcının yapının her noktasından çayıra ulaşmasını/deneyimlemesini hedefledik. Merkezinde bulunan iç avlusu ile her birim ile görsel iletişimin kurulması, dolayısıyla böyle yoğun programlı bir yapıda, yapının kendisininde hem kullanıcılar hem de ziyaretçiler için bir yönlendirici ve kapsayıcı rolü üstlenmesine özen gösterilmiştir. Üst kotlarda sade ve dairesel bir formu benimsenerek mekânsal devamlılık ve kurumsal bütünlük sağlanmış, avluyu çerçeveleyen koridorlar ile birimler arasındaki sürekli / kesintisiz sirkülasyon tanımlanmıştır. Çalışanlar için, konumlandırılan balkonlar ile yapının her kotunda doğal ışık ve yeşil/çayır ile kolayca buluşabilecekleri verimli çalışma mekanları oluşturulmuştur. Yapının zemin kat birimlerinin üzerinde belediye çalışanlarının kullanabileceği çayırın binanın kotlarına yayıldığı bir yeşil teras konumlandırdık.
Belediyenin halkla ilk etkileşim alanı olan, yoğun kent dokusu içinde nefes alan bir boşluk olarak önerilen peyzaj, kamusal belleğin bir taşıyıcısı olarak tasarımda kent(liy)e sunulan bir ÇAYIR olarak konumlanmaktadır. Ve bu çayırın atölyeler, sosyal etkinlikler ve kültürel işlevlerle zenginleştirilerek yapı ve çevresinin 7/24 yaşayan bir merkez olması amaçlanmıştır.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
Konsept, Ulusal Yarışma
10–01-2023
Fethiye, Türkiye
Özel
950 m²
Alt katta yer alan resepsiyon ve kafe, karşılaşmaların ve sosyalleşmenin odak noktası olarak tasarlanırken, misafirlere sıcak ve davetkâr bir giriş deneyimi sunuyor. Odalar, yalnızca konaklama işlevini değil, aynı zamanda huzur ve aidiyet duygusunu pekiştiren kişisel yaşam alanlarını barındırıyor. Ortak alanların geçirgen kurgusu, hem mahremiyet hem de sosyallik arasında dengeli bir mekân deneyimi sağlıyor. Böylece Perle House, işlevselliğin ötesine geçerek misafirleriyle duygusal bir bağ kuran bir yaşam alanına dönüşüyor.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
İnşa Edildi.
04–24–24
İzmir, Türkiye
İzmir Büyükşehir Belediyesi
25 m²
Oruç Aruoba
Projenin araştırma sürecinde, kiosk ve çevresinin kentli için alternatif bir kamusal mekan/durak noktası yaratma bağlamında, kentlinin rutinde “durma” eylemini gerçekleştirdiği başlıca mekanlardan olan toplu taşıma duraklarına odaklanılmıştır. Toplu taşıma durakları, insanların seyahat öncesinde veya sonrasında durdukları, birbirleriyle etkileşimde bulundukları yerlerdir. Dolayısıyla hem fiziksel hem de sosyal anlamda geçiş noktası olmasıyla kentli yaşamı için büyük önem taşımaktadır.
İzmir, tarih boyunca ticaretin, sanatın ve sosyal yaşamın merkezlerinden biri olmuş, kent kimliğini oluşturan dinamik unsurlarla öne çıkmıştır. Kevin Lynch’in The Image of the City adlı kitabında vurguladığı gibi, bir kentin imgesi, hafızalarda yer eden yolları, sınırları, bölgeleri ve simgeleriyle şekillenir. İzmir’in otobüs durakları da bu imgenin ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Kent belleğinde iz bırakan bu yapılar, kiosklarımızın form ve malzeme seçimlerinde de zamansız bir referans noktası oldu. Proje fikrinin bu referansları, kentli ile kurduğu duyusal bağ ile mimari bir anlatıya dönüştürmesi hedeflendi. Böylece, kioskların İzmir’in kültürel sürekliliğini yansıtan, geçmişle bugün arasında köprü kuran bir mekânsal anlatıyı temsil etmesi amaçlandı.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
İnşa Edildi.
07–01–25
Ankara, Türkiye
Nallıhan Belediyesi
35 m²
Sergi, tarihi taş bir yapının iki odasında kurgulandı. Bu taş duvarlar, yüzyıllardır sessizce var olan bir belleği barındırıyor. Biz bu belleğin içerisine bir koza örmeyi önerdik—yalnızca bir yapı değil, bir içe çekilme ve koruma eylemi. Kozanın fiziksel ve kavramsal özellikleri, iç-dış ilişkisi, geçirgenlik ve katmanlaşma gibi mimari temalarla bir araya getirilerek yorumlandı.
İpek böceği kozayı yalnızca kendisi için örer; insan ise onu çözüp kültürel bir nesneye dönüştürür. Bu geçiş, sergi kurgusunda da mimari mekâna yansıtılmıştır. Kozanın doğal yapısı, burada kültürel bir anlatının kabuğuna dönüşür: lif, yüzeye; yüzey, bilgiye; bilgi, kamusal bir belleğe.
\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\
İnşa Edildi.